4 Bin Yıllık Kadim Payitaht

Tarihi milattan önce 2000'li yıllara, Urartu Krallığı'na kadar uzanan Harput; sarp kayalıklar üzerine kurulu efsanevi kalesiyle Doğu Anadolu’nun en stratejik askeri ve idari merkeziydi. Roma, Bizans, Selçuklu ve özellikle Artuklular döneminde altın çağını yaşayan kent, asırlar boyunca bir beyliğin başkenti ve kültür havzası olarak bölgeye hükmetti. Medreseleri, eğri minaresiyle Pisa Kulesi'ne meydan okuyan Ulu Camisi ve zengin çarşılarıyla bir zamanlar çevre vilayetlerin imrenerek baktığı koca bir metropoldü.

Halk Dağdan Aşağı İndi

Yüzyıllar boyunca savunma avantajı sağlayan sarp dağ zirvesi, 19. yüzyıla gelindiğinde modern yaşamın ve ticaretin gereksinimlerini karşılayamaz hale geldi. Kış aylarının çetin geçmesi ve kentin fiziksel olarak genişleyememesi üzerine Osmanlı yönetimi döneminde tarihi bir karar alındı. 1834 yılından itibaren askeri kışlaların ve idari birimlerin aşağıdaki ovaya (Mezra) taşınmasıyla birlikte halk da yavaş yavaş tepeyi terk ederek aşağıya yerleşti. Bu zorunlu göç dalgası, bugünkü modern Elazığ şehrinin doğuşuna zemin hazırlarken Harput'un sessizliğe gömülmesine neden oldu.

Devlet Merkezinden Turistik Mahalleye

Bir zamanlar koca bir vilayeti yöneten, adına destanlar yazılan ve saraylara ev sahipliği yapan kadim şehir, aşağıda büyüyen metropolün gölgesinde kaldı. Vilayet merkezi vasfını kendi bağrından çıkan Elazığ'a kaptıran efsanevi payitaht, resmi kayıtlarda Elazığ Belediyesi'ne bağlı tarihi bir "mahalle" statüsüne geriledi. Günümüzde geçmişin ihtişamını açık hava müzesi görünümündeki sokaklarında saklayan Harput, tabela üzerinde mahalle olsa da tarih sahnesindeki heybetini korumaya devam ediyor.